Yazarlar
Bir Kentin Düş Kırıklığı: Bodrum FK Süper Lig’e Veda Etti Ama…
Bodrum’un sadece denizle, plajla, turistle anılmasına itiraz edenlerin en büyük hayaliydi: Tribünleri dolu, forması terli, yüreği büyük bir Bodrum FK’nın Süper Lig’de top koşturması.
Ve o hayal, geçen sezon gerçek oldu. Bodrum FK, Ege güneşinin altından çıkıp Türkiye’nin en üst ligine adım attı. Yıllar boyu amatör tribünlerde yeşeren sevdalar, Süper Lig tabelasında yankı buldu. Ancak bu rüya, sadece bir sezon sürebildi.
Bodrum FK sahasında Beşiktaş’a 4-0 mağlup olurken, skor tabelası yalnızca bir maçın değil, bir sezonun vedasını yazdı. Ve maç sonu, teknik direktör Jose Morais’in veda sözleriyle birlikte Bodrumspor, Süper Lig’e elveda dedi.
Morais 14 maçta 21 puan topladı. Yani elinden geleni yaptı. Ama sezonun yalnızca son çeyreğinde gelen bir teknik akıl, eksik yapılan transferleri, yetersiz kadro derinliğini ve geç kalmış hamleleri telafi edemezdi. Bodrumspor, sahada oynanan oyundan daha fazlasının mağlubu oldu.
Bu sezon sadece futbolcular terlemedi. Taraftar, yönetim, basın, esnaf, gençler, yaşlılar… Tüm Bodrum, maç maç umutlandı, maç maç yıkıldı. Çünkü bu kulüp, bir kentin ortak kimliğiydi. Tribünlerdeki çocukların gözünde Bodrum FK, “biz de yapabiliriz” diyen bir cesaretti.
Ancak yönetim cephesinde yapılan hatalar affetmedi. Bir Süper Lig sezonuna hazırlanırken gösterilmesi gereken stratejik özen, profesyonel organizasyon ve net hedefler eksikti. Bodrum FK sahada mücadele etti ama saha dışında yalnız kaldı.
Jose Morais giderken şu cümleyi kurdu:
“Türkiye’de kalmak isterdim ama Süper Lig’de olsaydım.”
Bu söz, bir vedadan öte, bir itiraftı. Bu ligi tanımıyordu ve daha fazla yardım edemeyeceğini biliyordu. Dürüsttü.
Şimdi herkesin sorması gereken soru şu:
Bodrum FK Süper Lig’e veda etti ama Bodrum olarak biz ne öğrendik?
Bu sezon Bodrum FK’nın eksik kalan yanı sadece skor tabelasında değil, ruhunda gizliydi. Taraftarın, kentin, mahallenin, esnafın, tribündeki çocuğun yüreğinden doğan o Bodrum FK ruhu tam anlamıyla sahaya yansımadı. Oysa bu takım, yalnızca 11 futbolcudan ibaret değildi; bir kentin ortak alın teriydi. Yeniden çıkış, sahadaki kadroyla değil, kentteki birlikle mümkündür. Şimdi yeniden o ruhu bulma zamanı. Yalnızca Süper Lig için değil, Bodrum’un kendine inancı için. Çünkü biz, tribünden sokağa, sahadan hayata kadar hep birlikteysek gerçek bir takım oluruz.
“Formayı sadece futbolcu değil, koca bir kent giymedikçe, hiçbir lig kalıcı değildir.”
Yazarlar
Bir Maçtan Fazlası: Bodrum’da Futbolun Vicdanı…
Bodrum’da oynanan Bodrumspor–Amedspor karşılaşması, skor tabelasının çok ötesinde bir anlam taşıdı.
Golsüz biten bir maçtan geriye; kırılan camlar, atılan taşlar, yaralanan insanlar ve sporun ruhuna yakışmayan bir dil kaldı. Futbol konuşmamız gereken bir günde, ne yazık ki şiddeti ve provokasyonu konuşur hâle geldik.
Bu kent, futbolu hep bir rekabet alanı olarak gördü; hiçbir zaman bir düşmanlık sahası olarak değil. Bodrum’un tribünleri, farklılıkların yan yana durabildiği ender alanlardandı.
Ancak bu maçta, tribün coşkusunun yerini öfke aldı; sporun birleştirici dili yerini ayrıştırıcı bir dile bıraktı. Kadınlara yönelik cinsiyetçi küfürler, barışçıl taraftarlara yönelik saldırılar ve yaşanan yaralanmalar asla kabul edilemez. Bu noktada artık “münferit” kelimesinin arkasına sığınamayız.
Özellikle altını çizmek gerekir ki; DEM Parti Bodrum İlçe Eş Başkanları ve yöneticileri, maç öncesinde ve sonrasında Amedspor taraftarlarını sakinleştirmek, provokasyonları engellemek ve olayların büyümemesi için yoğun bir çaba göstermiştir. Olayların olaysız ve barışçıl biçimde sona ermesi için ellerinden gelen tüm gayreti ortaya koyan bu kişiler, ne yazık ki bu tutumlarının karşılığında hedef hâline gelmiş, darp edilmiş ve şiddete maruz kalmıştır.
Bu çerçevede, DEM Parti Bodrum İlçe Eş Başkanı Ersin Yaşar, polis müdahalesi sırasında aldığı darbeler sonucu ayağında kırıklar oluşacak şekilde yaralanmıştır. Aynı şekilde Amedspor taraftarları arasından da yaralananlar olmuştur. Olayları yatıştırmaya çalışanların zarar görmesi, yaşananların sıradan bir güvenlik sorunu değil, ciddi bir yönetim ve müdahale hatası olduğunu göstermektedir.
Yaşananları yalnızca bir maç günü gerilimi olarak görmek de eksik olur. Ülkede uzun süredir kullanılan sert ve kutuplaştırıcı dil, spor alanlarına kadar sızmış durumdadır. Barıştan söz edilen bir dönemde, Kürt yurttaşları hedef alan nefret söyleminin tribünlerde ve sokakta karşılık bulması, bu sürecin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bodrum’da yaşananlar, bu kırılganlığın tehlikeli bir yansımasıdır.
Bir diğer önemli başlık ise güvenliktir. Maç öncesi ve sonrası yaşananlar, açık bir organizasyon ve asayiş zafiyetini ortaya koymuştur. Olayların büyümemesi için çaba gösterenlerin hedef hâline gelmesi, yaralanmaların yaşanması ve barışçıl taraftarların korunamaması; “gerekli önlemler alındı” söylemini geçersiz kılmaktadır.
Spor alanlarında güvenliği sağlamak bir tercih değil, kamusal bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun nerede ve nasıl aksadığı mutlaka açığa çıkarılmalıdır.
Bodrum’u birkaç provokatörün yarattığı görüntülerle tanımlayamayız. Kürt yurttaşlarımız, bu kentin sosyal ve ekonomik yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır; Bodrum’un emeğidir, kültürel zenginliğidir. Onları hedef alan her ırkçı ve ayrımcı söylem, doğrudan Bodrum’un birlikte yaşama kültürüne yönelmiş bir tehdittir. Sporun arkasına saklanarak yapılan her provokasyon, yalnızca karşı tarafa değil, futbolun kendisine de zarar verir.
Futbol; rekabet ister ama düşmanlık istemez. Tribünler; coşku ister ama şiddet istemez. Bu nedenle kulüplerin dili, yöneticilerin tutumu ve güvenlik anlayışı yeniden düşünülmelidir. Cezasızlık algısı güçlendikçe, benzer olayların tekrar etmesi kaçınılmaz hâle gelir.
Bodrum, barışla anılmayı hak eden bir kenttir. Bu kentin adı ne şiddetle ne de nefretle yan yana gelmelidir. Bodrumspor–Amedspor maçında yaşananlar, sporun ve toplumsal barışın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bu kırılganlığı görmezden gelmek değil, sorumluluk alarak onarmak zorundayız.
Bu artık bir temenni değil, ortak bir sorumluluktur:
Sporu yeniden insan onuruna, eşit yurttaşlığa ve barış içinde birlikte yaşama fikrine yakışır hâle getirmek.
Yazarlar
Bodrumspor’un Kayıp Ruhu… Kimin Takımı Oldu Bu Kentin Gururu?
Bir zamanlar mahalle aralarında yankılanan “Bodrumspor!” sesleri bugün yerini soğuk tribün koltuklarına, holding logolarına ve pahalı kombine fiyatlarına bıraktı. Oysa bu takım, Bodrum’un ruhuydu; esnafın, öğrencinin, balıkçının, öğretmenin ortak sevinciydi. Ama artık değil. Artık Bodrumspor, bir kentin takımı olmaktan çıkıp bir sermaye markasına dönüştü.
2019 yılında yapılan o tartışmalı devirden bu yana değişen sadece tabeladaki isim olmadı. “Bodrum FK” olduktan sonra takım, adeta bir holdinge evrildi. Tüzüğe aykırı biçimde, kentin ortak mirası sayılan kulüp yüzde 51’den fazla hissesiyle “üç kuruşa” el değiştirdi. Dönemin belediye başkanının açıklamaları hâlâ gazetelerde duruyor; ama bu uyarılar o gün duyulmadı. Bugün geldiğimiz noktada, Bodrum halkı artık tribünde değil, kenarda izleyici.
Kulübün borçlandırılması, yönetim kadrosunun belediyeyle işi olan kişilerden seçilmesi, futbolcu anlaşmalarında ve bilet fiyatlarında süregelen şaibeler… Bunların hepsi birikerek, Bodrumspor’u halkın elinden aldı. Artık bu takım, sahada kazandığı kadar değil, masada yapılan hesaplarla anılır oldu.
1. Lig’de elde edilen o görkemli başarı bile, bu kopuşu gizleyemedi. Süper Lig’de ise tablo daha da netleşti. Takım sahada var ama kent tribünde yoktu. Çünkü halk, kendini bu hikâyenin bir parçası olarak görmüyor artık. Şehrin ruhu, kulübün logosunda değil, geçmişte kaldı. Futbolun ruhu, paranın ve çıkar ilişkilerinin gölgesinde kayboldu.
Oysa Bodrumspor, bu kentin vicdanıydı. Esnafın kapısına “Bugün Bodrumspor maçı var, erken kapatıyoruz” yazdığı günlerin hatırasıydı. Şimdi ise bilet fiyatlarıyla, sponsorluk ihaleleriyle, stad inşaatındaki söylentilerle anılıyor. Ve belki de en acısı, Bodrumspor artık “bizim” diyemediğimiz bir kulüp oldu.
Bugün bazı dostlar, “Yakındır yeni Bodrumspor’u kurmamız” diyor. Bu cümle sadece bir öfkenin değil, aynı zamanda bir umudun ifadesidir. Çünkü bir kentin kimliği, satılamaz. Bir halkın emeği, devir edilemez. Bir takım, tabelada değil yürekte yaşar.
Belki bir gün, yeniden o ruhu kurarız.
Yeniden Bodrum’un çocukları tribünde yerini alır.
Ve o gün geldiğinde, futbol sadece bir oyun değil, halkın yeniden ayağa kalktığı bir umut olur.
Yazarlar
Yeşil-Beyaz Renklerin Yanına Başka Bir Renk İstemiyorum…
Bu yazımda futbolun sahadaki ve tribünlerdeki coşkusunu değil, sporun üzerindeki siyaset gölgesini değerlendireceğim.
Bodrum Belediyesi’nde meclis üyesi olarak görev yapan üstelik Bodrum’da sevilen ve laik bir yaşam tarzıyla tanınan bir ismin “Bodrum, bu akşam sahada yeniden kenetleniyor” diyerek yaptığı paylaşımda, AK Parti logosu ve Türkiye Yüzyılı amblemini kullanması durumuna dikkat çekmek istiyorum.
Geçtiğimiz hafta içerisinde Bodrum FK’nın adı, logosu ve yeşil-beyaz renkleri, bir sosyal medya paylaşımında siyasi parti sembolleri yan yana getirildi.
Oysa Bodrum FK hiçbir zaman bir partinin vitrini olmadı; Bodrum FK, bu kentin vicdanı, emeğin ve mücadelenin sahadaki karşılığı oldu.
Bodrum FK’nın tarihine baktığımızda, bu kulübün çatısı altında farklı dünya görüşlerinden gelen nice başkan, yönetici ve gönüllü yer aldı.
Solcu da vardı, sağcı da…
Ama herkesin ortak paydası Bodrum adı altında yaşanan spor sevgisiydi.
Bu kulüp, “bizim” ya da “onların” değil, hepimizin takımıydı.
Bodrum FK’nın başkanlık koltuğuna kim oturursa otursun, o koltukta oturan kişi bir partiyi değil, Bodrum halkını temsil etti.
Bugün geldiğimiz noktada ise, ülkenin her alanına siyaseti bulaştıran AK Parti anlayışı, sporu da bu kirliliğin içine çekmekte kararlı görünüyor.
Oysa spor, siyasetin değil; birliğin, kardeşliğin ve adaletin alanıdır.
Bir belediye meclis üyesinin, kamu görevini yürütürken hem belediye kimliğiyle hem kulüp yöneticiliğiyle hem de parti logosuyla paylaşım yapmasını, etik değerler açısından bir hata olduğu düşüncesindeyim.
Bu tür görseller, “Bodrum FK bizim tarafımızda” algısı yaratır ki, bu hem Bodrum’a hem de spora zarar verir.
Bodrum FK’nın adı geçtiğinde akla önce “renklerin kardeşliği” gelir. Yeşil ve beyaz… Yaşamın, barışın, umudun renkleri…
Bu renklere başka bir renk karıştırmak, bu ruhu zedeler.
Bodrum’un özgürlükçü, demokrat ve laik kimliğini bilen herkes, bu kentte siyasetin futbola karışmasına tanıklık etmeyi reddeder.
Çünkü Bodrum, hiçbir zaman biat eden bir kent olmamıştır.
Toplumda karşılığı olan saygın siyasetçilerin, sportif paylaşımları yaparken siyasetin tuzağına düşmemesi değerlidir.
Kentin ortak değerleri her türlü siyasetin üzerindedir, korumak da hepimizin görevidir.
Bodrum FK’nın adı, hiçbir partinin logosunun altında değil; Bodrum halkının yüreğinde yaşamalıdır.
Bodrum FK’nın rengi de logosu da özerktir.
Bu renklerin yanına başka renkler ve logolar düşürülmesine izin vermemek, Bodrum’un ortak değerlerini koruma sorumluluğunun ta kendisidir.
-
Manşet1 yıl önceHadi Türk: Sakatlıklar Bizi Zorluyor Ama Hedefimiz Kazanmak…
-
Yazarlar2 yıl önce“Goca Bodrumspor” Allah’a Emanet…
-
Yazarlar2 yıl önceBodrum FK’nın Süper Lig Macerası: Stadyum Hazırlıkları ve Avantajlar…
-
Yazarlar2 yıl önceGörün Yarattığınız Tabloyu Goca Bodrumlular…
-
Yazarlar2 yıl önceHerkes Yer İçer, Hesabı Bodrumlu Öder…
-
Manşet1 yıl önceBodrum’un İncileri 10 Günde 3 Maç Oynayacak…
-
Futbol1 yıl önceSipay Bodrum FK’dan Enis Bardhi Hamlesi
-
Basketbol1 yıl önceÇağdaş Bodrum Spor 82 – 77 Bandırma Bordo Basketbol
